Vatanım Sensin Dizisindeki Eşref Paşa Kimdir?

Vatanım Sensin, benim gibi televizyon izlemeyen birisinin perşembe akşamlarını TV karşısında geçirmesini sağlayan yegane dizidir. Dönem kitaplarına ve filmlerine ayrı bir merakım olmuştur hep. Tabi dizi ya da filmlerin kurgu yanı ağır basıyor kitaplara nazaran.

Vatanım Sensin‘i izlerken, dizideki karakterler ile gerçekte yaşamış kişileri bağdaştırdım, mesela Halit İkbal’in Halide Edip Adıvar’dan esinlendiğini tahmin etmiştim filmin başında. Daha sonra bir kaç bölüm Halide Edip Adıvar’ı da izledik dizide ve Hilal, kendisinden esinlenerek bu ismi seçtiğini söyledi. Halide Edip Adıvar’ın  o dönemlerde yaptığı konuşmalar ve yazdığı eserler ile Milli Mücadele ruhunu nasıl yaşattığını bilmeyen yoktur aramızda.

Dizinin biraz daha ”Milli Mücadele”ye ağırlık vererek tarihi olayların birbirini izleme sırasına göre devam etmesini canı gönülden diliyorum. Özellikle Mustafa Kemal Atatürk’ün canlandırıldığı bölümleri görmeyi de çok arzu ediyorum. Fatma Seher Erden, namı diğer Kara Fatma gibi kadın askerlerimizin de dizi de isimlerinin geçmesi bizleri çok mutlu eder.

Zaten zamanımızda bir çok ”Dallasvari” film var. Türlü türlü entrikalarla diziyi uzatma çabalarına girmemeliler bence senarist ve yönetmenler. Nacizane bir dizi film izleyicisi tavsiyesidir. Dizilerin uzasın diye heba edildiği bir dönemdeyiz artık. Bazı filmler 2 bölüm var 3. bölümde final yapıyor tutmuyor. Bir dönemlik filmler yapın, içimizde yer etsin film. Daha sonra aynı kadro ile başka güzel işlere imzanızı atın.

Bir kaç bölümdür Eşref Paşa hadisesi kafamı karıştırdı benim de ve araştırma yapma gereği duydum. Kimdir Eşref Paşa, Atatürk’e karşı mıydı yanında mı oldu? Neler yapmış, kimmiş ilgimi çekti ve sizin için yazmak istedim.

Filmdeki karakterlerin kurmaca olduğunu zaten film başlarken de belirttiklerinden, tahminim  sadece bir belki olacaktır. Bir kaç isim anılıyor Eşref Paşa olabilecek, fakat ben kendi araştırmalarım sonucunda bir istihbaratçı ve savaşçı olan Eşref Sencer Kuşçubaşı’dan ilham alınma olasılığını yüksek buldum. Tabi ki Eşref Sencer Kuşçubaşı dizideki gibi ölmüyor uzunca yıllar da yaşıyor. Kısaca bir hayatına göz atalım:

Babası Abdülaziz Çerkes Mustafa Nuri bey olan Eşref Sencer Kuşçubaşı 1873 İstanbul doğumludur. Harp okulunun son sınıfında öğrenci iken Jön Türkler ile ilişkisi yüzünden o dönemin padişahı olan 2. Abdülhamid tarafından Hicaz’a sürgüne gönderildi. Sürgünde zindandan kaçarak Abdülhamid’in başyaverinin oğlunu kaçırdı. 2. Abdülhamid’e karşı isyan hareketlerine karıştı, bu esnada tüm Arabistan’ı dolaşıp yerel şeyhlerle dostluklar kurdu. Her an her yerde ortaya çıkabildiği için kendisine uçan şeyh denilirdi.

Meşrutiyetin ilan edilmesinin ardından af çıkmasıyla isyan sona erdi.  Kendisine bağlı bir çok silah arkadaşı olan Kuşçubaşı, arkadaşları ile birlikte Teşkilat-ı Mahsusa isimli istihbarat örgütüne katıldı.

1911 yılında Trablusgarp’da, 1912 yılında 2. Balkan Savaşı sırasında görevlerde bulundu. Batı Trakya Bağımsız Hükümeti ismi ile ilk Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasında rolü büyük oldu.

Birinci Dünya Savaşı’nda Teşkilat-ı Mahsusa’nın Arap Yarımadası’ndan sorumlu başkanı oldu.1915 ile 1918 yılları arasında ise Süleyman Askeri Bey’in ölümünden sonra teşkilatın başkanlığını yaptı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizlere karşı, İkinci Kanal Harekatı’nın komutanlığını yaptı. 1917 yılında, 40 kişilik birliği ile 20 bin kişilik Faysal’ın(Sonraki yıllarda Irak kralı oldu)  birliği ile savaştıktan sonra yaralı olarak esir düştü. Malta’ya sürgüne gönderildi, burada Arabistan maceralarını, yakalanışını ve sürgün hayatını anlatan bir kitap yazdı.

İngilizlerle imzalanan esir değiş-tokuş antlaşmasının ardından serbest bırakıldı ve Anadolu’ya döndü. Yetiştirdiği Çerkez Ethem ile birlikte Kuva-yi Seyyare’de yunan işgaline karşı savaştı.  Bir çok başarıda ismi geçmektedir.  Çerkes Ethem’in Türk kuvvetlerine isyanı sürecinde Yunan kuvvetlerine sığınmıştır.

Lozan Antlaşması’ndan sonra Çerkes Ethem ve listedeki isimlerle birlikte vatandaşlıktan çıkartıldı.Türkiye’ye girişi yasaklandı. 1936 yılında af ile yurda girişi serbest bırakıldı fakat ”Hiçbir zaman af dilemedim, hain değilim ki affedileyim.” dedi ve yurda dönmeyi reddetti.

1950 yılında Türkiye’ye geri döndü. 1950 ve 1964 yılları arasında Türkiye’de yaşadı. 1964 yılında vefat etti Kabri Aydın’da Söke-Kuşadası yolu Yaylaköy Caferli Granta Mezarlığı’ndadır.

 

Önceki Yazı

Ucuz Uçmak İçin 10 Tavsiye

Sonraki Yazı

Enis Behiç KORYÜREK

Yorum Yok

Yorum Yazın