Palyaçolar da Ağlar..

Çığlıklar içinde uyandığımı, benden başka duyan yoktu. Gözümde biriken yaşları serbest bırakıp, bir sigara yaktım. Pencereden dışarı baktım sonra, karanlık kendini maviye teslim etmek üzereydi. Yeryüzüne düşen damlalar, toprak kokusunu sunuyordu doğaya. Tıpkı rüyamdaki gibi;Uçurumun kenarında oldukça davetkar görüntüsü ile deniz fenerini fark ediyorum uzaklardan. Seyrek adımlarla oraya doğru yürürken yağmur damlalarını saçlarımda hissedebiliyorum. Adımlarım hızlandıkça, damlalar da şiddetini arttırıyordu.

Vardığımda, hafif aralık olan kapıyı, soğuktan üşüyen ellerimi cebimden çıkarmadan ayağımla itekleyerek giriyorum içeri. Hemen sağ tarafta bulunan merdivenlerden yukarı doğru çıkarken, duvardaki tablolarda geçmişimin resimlerini izliyorum. Neden bilinmez, canımı acıtan anılarımla yüzleşiyorum her basamakta. Her resimde yalnızlığım, yalnız bırakılışım, yalnız yakarışlarımla karşılaşıyorum.

Tepeye ulaştığımda, etrafı dikenli tellerle çevrili küçük bir balkondan izliyorum; yakamozun yağmur damlalarını dağıtarak parmak uçlarıma uzanışını. Yanımda bir yabancı beliriyor ve elindeki aynayı uzatıyor bana. O anda fark ediyorum, yüzümün palyaço makyajını gözyaşlarımın dağıttığını. Yabancı “palyaçolar da ağlar” sözleriyle karanlığa karışırken uyanıyorum çığlıklar arasında.

Alıyorum kalemi elime ve yine yalnızlığımla baş başa satırlara açılıyorum pencere kenarında..

Önceki Yazı

Kral Elvis'in Uçağı Açık Artırmada

Sonraki Yazı

Bugün Günlerden Yine Sen

Yorum Yok

Yorum Yazın