Hindistan Notları: Ganj Nehri İle Vishnu

Bazı insanlar yeniden doğacaklarına inanırlar. Bunun doğru olup olmadığı herkesin kendi inanç tercihlerine göre şekillenir. Ancak gerçek olan bir şey var ki, ölümden sonrası için olmasa bile hayatımızın yaşanan her evresinde yeniden bir doğuş yaşadığımız gerçektir.

Her şey bitti derken, umutlarımız toprağa gömülü iken, bir anı, bir gezinti yada bir hatıra, bildiğimiz bir çok şeyi bize unutturur. Hayatı sorgularız anlamlar ile savaşımız başlar..

Neden koca bir hayatı boşa geçirdiğimizi düşünürken hiç tanımadığımız bir el bize uzanır. Öyle bir eldir ki o, çoktan kapanmış olan gözlerimizi dünyaya tekrar açar. Kaybetmek istemeyiz onu ne pahasına olursa olsun. Bazen kader bizi o eli bulabilmek için binlerce kilometre öteye gönderir, hiç ummadığımız, beklemediğimiz anda karşımıza çıkar ben buradayım diye..

İşte böyle bir hikayenin geçtiği yerdir, Rishikesh ve Ganj nehri. Geçmişin tüm acılarını Ganjın soğuk sularına bırakmak isteyen bu gönül, kimsenin istemeyeceği taleplerle başka bir hayat hikayesini sürüklemişti peşinden. O da unutmak istiyordu, ben de gülün dikenlerini. Elimizi kanatan o dikeni değil, gülü hatırlamaktı ruhlarımızın arzuladığı.

”Beni Ganj nehrine götürürür müsün” diye sormuştu bu ürkek yürek. Biraz şaşkınlık içerisinde gözlerimin içine bakan Vishnu anlamamıştı önce. Nasıl anlasın ki ? Ülkeye gelen milyonlarca turistin talepleri arasında Taj Mahali gezmek veya Chicken Biryani yemek gibi istekler var iken, neden sadece Ganj nehri diye sormuştu elbette kendisine. Sevdaların birbirine yazılmış şiirlerini o soğuk sulara bırakmak için hangi deli gelirdi bunca yol ? Ama o koca yürek, anlamıştı beni  yadırgamamıştı bile. Sessizlik bir anda onun dudaklarından dökülen: ”Rishikesh” ismi ile kesilmişti. Bana eğer Ganj nehrine gitmek istiyorsan, seni onun en büyülü aktığı şehre götüreceğim demişti. Bu sözler üzerine tarif edilemez sevincimi görünce, ertesi gün için otobüs biletlerini ayarlamıştı bile.

Gece boyu otobüs yolculuğunun ardından, sabah güneşin üzerine umut için doğduğu kent olan  Rishikesh’e nihayet ulaşmıştık. Vishnu, fazla vakit kaybetmeden bir araç çevirdi. Bu güneşi kaçırmamalıyız diye mırıldandı bana.

Sakin bir yerde durduk ve adım adım, umutların, duaların bırakıldığı o soğuk sulara doğru yol aldık. Sessizlik hakimdi her yere. Nehrin içinde yıkanıp dua eden bir Kadın dışında kimsecikler yoktu.

Yere oturduk, güneşe ve onun ışığı ile Shiva’ya akan Ganj nehrini izlemeye koyulduk. Gönül konuşmak istiyordu ama ses yoktu, cesaret kaybolmuştu. Film şeridi gibi akıyordu yaşadığımız ömür ve hayallerimiz. Fotoğraflarla kare kare alıyordum, insanların bu nehrin içine döktükleri kaderlerini. Sonunda cesaretimi toplamış ve yılların verdiği o dayanılmaz hatıraları, kağıtlar içerisinde bırakmıştım derin sulara. Tıpkı bir zamanlar söz verdiğim gibi.

İki saatlik sessizliğin ardından, sana tapınakları gezdireyim dedi bana. Ayrılmak istemiyordu bu beden oradan ama belki bir daha ne zaman gelirim diye düşünüp tamam dedim. Bana heyecanla tanrılardan bahsediyordu Hindu inancında. Brahma, Shiva, Vishnu ve daha niceleri..

Brahma ( Yaratıcı ), Shiva ( Yok edici ), Vishnu ( Koruyucu ) tanrıydı. En çok Vishnu’yu seviyorum dedi. Bundan dolayı adını Vishnu koymuştum, bu kocaman yüreğin. Çünkü O, tıpkı kendisi gibi var etmeyi, korumayı seviyordu insanları. Rishikesh’in muhteşem tapınaklarını gezdirirken bana, gözlerim halen Ganj nehrine doğru süzülüyordu. Nedense, içimden bir ses tekrar dönmemi söylüyordu.

 

Yaklaşık 3 saatlik Tapınak, Yoga ve yakınlarda bulunan eşsiz doğa harikası Patna şelalesi ile ilgili turumuzdan sonra epey yorulmuştuk. Uzun bir otobüs yolculuğu ve adımladığımız onca yoldan sonra bir yerde yatıp dinlensek mi diye düşünmeye başladık. Uzunca yürümenin sonunda, Ganj nehrinin kıyısına oturalım mı diye sordu bana ? Elbette düşünmeden evetti cevabım.

Çantasından çıkarttığı örtünün üstüne oturup, sadece izlemeye başladık nehri ve etrafında dolaşan insanları. Hayattan, aşklardan bahsediyor bıkmadan usanmadan konuşuyorduk. Bazen duraklıyıp sadece düşüncelere dalıyorduk. Nehrin yukarısından aşağı doğru akıp gelip bitmek bilmeyen Rafting ekiplerinin sulara gömülmesine kahkahalar atıyor, espriler patlatıyorduk.

İki tane gönlü kırık, dünyanın bir ucunda yaralarını sarıyordu korkusuzca yanında oturan yabancının. Yağmur yağıp nehrin etrafından insanlar akın akın kaçarken, biz halen o güzelliğin, o ruhani duygunun peşinden ayrılmak istemiyorduk. Tam o sırada anı kaybetmemek için defterimi çıkartıp şu dizeleri yazmaya başladım:

Işte geldim Ganj nehri, bir genç kız gibi süzülen eteklerindeyim.

Hüzünle kaplı üzerinde bulutlar, kızıyorsun biliyorum kaybeden aşklara.

Etrafını kaplayan dağlardan yükselen dumanlar eşlik ediyor

dökülen gözyaşlarıma. Umut için diz çökmüş dua ederken,

beni de içine katıp götürmeni diliyorum soğuk diyarlara.

Öyle soğuk olsun ki, içeyim aşk niyetine şarabından sonsuzluğa

yemin ederken. Islat yağmur suyunla dudaklarımı tıpkı yitip giden

sevdalarım gibi.

Milyonlarca insanı sevince boğduğun gibi, umudunla al götür

beni buralardan. Bitmeyen aşklara akıt içinden giderken

aşkı unutmayacak dallara tutundur beni kırmadan.

Akan o güzelim coşkun hakkına, bir damla su da olsa, yıka beni de

yanımdaki güzel hatırına, ölümsüz bir aşkla..

Defterimi tekrar çantama koyduktan sonra, ıslandığımıza aldırmadan tam 7 saat oturmuştuk orada öylesine bıkmadan..

Otobüs saatimiz yaklaştığında şehir içine tekrar döndük ve beklemeye başladık. Karnımızın aç olduğunu yeni fark etmiştik. Ufak bir şeyler atıştırdıktan sonra, bu topraklarda en sevdiğim şeyden sipariş ettim: Tchai ! Yani hint usülü Çay. İnsanların her saat ve ortamda içtiği bu leziz içecek, yaşanan o dünyalara bedel yorgunluğu atmak için birebirdi. Bir taraftan çektiğimiz fotoğrafları incelerken, diğer taraftan sohbetimize devam ediyorduk.

Karşımdaki yabancı artık yabancı olmaktan çıkmış, benim kaderime ortak, candan öte can olmuştu. Bitmiş bir hikayenin ardından, yeniden başlayan bir umut. Rishikesh ise bunun yaşandığı bir başkent olmuştu. Dünyanın diğer yarısında bana sevginin değerini tekrar göstermiş, bu topraklara olan aşkımı daha da perçinlemişti. Bana hayatın güzelliklerini gösteren Vishnu, güzel insan aklıma Rumi’nin şu sözlerini getirmişti:

Her şeyi aramadıkça bulamazsın; fakat bu dost başka; bunu bulmadan arayamazsın.

Haklıydı Rumi. Arayamazdın böyle insanları. Ancak Tanrı’nın eli, seni onlara götürürdü eğer çok şanslı isen.

Bu satırlar, mekanlara anlam veren insanlar için, unutulmaması için, tarihe not düşmek için yazılmıştır. Tekrar bir gün, burada dostlukların ve güzelliklerin yaşatıldığı bu yerde, hep beraber buluşmak dileği ile. Rishikesh ile Ganj ile Vishnu ile. Ve yeniden doğan o eşsiz güneş için.

SON

 

Önceki Yazı

Necip Fazıl KISAKÜREK

Sonraki Yazı

Düztaban

Yorum Yok

Yorum Yazın