Herşeysizlik

 

Çoğu insan farkında değil ne kadar da şanslı olduğunun. Herkes ne hediye alsam diye düşünür ben gibiler ise o malum gün yaklaştıkça televizyonda dönüp dönüp oynatılan markaların özel günleri paraya çevirme zihniyeti ilehazırlanan reklamları kardeşlerim anlamadan değiştirmek için kumandaya atılanlardandır. Yazının devamı başta söylediğim şanslı olduğunu fark etmeyen kişileri pek kapsamayacak. O yüzden okumayı şimdiden bırakabilir ya da merakınızı gidermek adına devam edebilirsiniz. Neden mi bahsediyorum? Allah bizden almasaydı bir gün değil her gün hediyeler alacağım,bir dediğini iki etmeyeceğim anneciğimin kutlayamadığım “Anneler Günü”nden.

 

Dikkat bu metin hayata karşı fazlasıyla isyan içerir.

Olan oldu evet ama neden oldu? Bizi neden buldu? Küçüklüğümden beri annesini ya da babasını kaybeden arkadaşlarım olduğunda üzülürdüm onlar adına ama anlayamazmışım meğer ne denli canlarının yandığını. Eve gelip anneme anlattığım günleri hatırlıyorum bir arkadaşımın babasını kaybediş öyküsünü. Böyle türk dizilerinin özet diye tüm bölümü bir saatte yayınlaması gibi bir özetten bahsediyorum…

 

Çocuk dersteydi bizlerle ve müdür geldi. Kaldı ki odasını pek seven okul müdürümüzün yüzünü çoğumuz ilk kez görüyorduk. Durumun ehemmiyeti belliydi ama durum neydi bilmiyorduk. Sonra o arkadaşı sınıftan aldıklarında herkes bir takım teoriler üretti. Hırsızlık yapmıştır bile dendi de denmesine babasını kaybedeceğini kimse tahayyül edemedi. Teneffüste görmüştük öğretmenler odasında gözü kıpkırmızı kesilmiş arkadaşımızın başına yığılan öğretmen yığınını… Ortaokulda, on iki yaşlarındaki çocuklardık sonuçta neyi ne kadar anlayabilirdik ki? Fakat şimdi anlıyorum “Dua et sen, yapabileceğin tek ve en iyi şey bu.” diyen din kültürü öğretmeninin de “Çantanı getirdi arkadaşların biz eve götüreceğiz seni.” diyen idare öğretmenlerinin de gözünün yaşını silen ingilizce öğretmenin de su getiren çaycının da o anı yaşayan arkadaşımızın yanında olup olmamasının bir önemi yoktu…

 

Gelelim bana. Şimdi kim benden  en acı tecrübemi kibarca dile getirmemi bekler ki?

 

Bana üzülmeyin sakın ha acımayın, gözleriniz satırlarda  kaydıkça sevinin. Benden ne kadar önde olduğunuzu farkedin.

 

Ölüm… Ne soğuk kelimesin be sen! Hele de anneme yakıştırılınca…

Nefret nedir bilmezdi ailem en sevdiğini ölüme verene kadar. Artık bu evde nefreti dibine kadar yaşayan ve her daim içinde canlı tutan nefesler var.

 

Kardeşlerime hele de iki yaşında olana kıyasla daha şanslıydım belki. O kardeşim annemin adını bile unuturken ben On dokuz yıl ondan faydalanabilmiştim.

 

Evet arkadaş! İnsan en çok annesinden faydalanır. Kanıtlayalım. Yemek yapar, evi temizler, çamaşırları yıkamaz ama serer ütüler… Derdin olur dertlenir senle arkadaşın olur, ümidin tükendi sanırsın, okulda kavga edersin, yazılıdan düşük alırsın konuşur psikologun olur, bir çocuk peşindedir babana diyemezsin oğlanı bulur abin olur, kıyafetlerini giyersin ablan olur, düşersin dizin parçalanır, grip olur günlerce yatarsın hele de benim gibiysen migrenin varsa masaj yapar doktorun olur… Bir tek annem olsun bana bir şey olmaz !

O bunların bin katını sana yapar, sunar ama sen çoğunda teşekkür bile etmezsin. Bunlar zaten göreviymiş gibi davranırsın. Evinde işçin mi o senin?

 

Derdinle dertlenir, can sıkıntınla hallenir, sana gelmiş bir zarara celallenir… Yeri gelir babana bile körü körüne savunur. Ben kaç kere doğum gördüm. İlk gördüğümde annem benleydi eve düştüğümde yalvardım! Hakkını helal et anne! diye.

“Ananın hakkı evlada haram olur mu a benim deli kızım” dedi.

Anılar henüz taze diye midir bilmem ama söylediği ve yaptığı her şey dün gibi hafızamda. Bu büyük mirası aktarmam gereken dört kız kardeşim daha var sonuçta.

 

Böylesine dik,güçlü,kararlı ve vasıflı bir annesi varken bir insanın birdenbire onsuz kalmak nasıl can yakar, akıl yedirtir, kafayı duvara vurdurtur, tırnaklarını vücuduna geçirtir bilir misiniz? Ben yaşadım. Güçlüydüm evet hep derdi bunu annem. Nasıl güçlü olmayayım ki o yetiştirmişti bizi sonuçta. Ama onsuzluğa katlanacak kadar gücümün olduğunu ona düşündürten neydi ki acaba beni herşeysiz bıraktı. Hakkı var mıydı buna? Yoktu be.

Ben nelerle mücadele etmek zorunda kaldım, neler yaşadım ve yaşıyorum… Hayat zordu ama annemin anlattıklarıyla bilirdim zorluğunu sadece. Yaşayınca anlıyormuş o külfeti insan.

 

Sen ölümle mi baş edeceksin, ölümün anneni bulmasıyla mı ya da bu ölümün kişinin kendi eliyle olmasıyla mı? O ipte ilk gördüğün anda dünyan durmuşken senin, yapabileceğin  tek şey aniden  yaşadığın koca sevgisizliği doldurmaya çalışmak. Ama hayat burda da bana çelme taktı. Babam, kardeşlerim her birimizin yüreği parçalanırken kapıya gelen canım(!) dayım payıma düşeni verdi sağolsun. Daha  annemin soğuk bedeni öteki odada yatıyorken, kapıda gördüğüm dayımın ömrüm boyunca unutmayacağım sillesinin yanağımda konuşlanması dünyanın adaletinin annem gittiğinde bittiğine kanıttı.

 

Boşuna dememişler yarı ölüm demektir diye…

Dün bir kabus gördüm ve uyandım.

Rüya görmem ben. Öyle nadirdir ki yıl da bir ya da iki. Onu da hatırlamam zaten.

Velhasılı, babamın yanına gidemedim. Telefonu aldım elime aradım babamı. Açmadı, bir daha aradım. Açmadı…

Odasına gitmeye korktum!

Ya babam da …

Babam da ben uyurken, biz uyurken son nefesini verdiyse.

Kardeşlerimi de uyandırıp gidemedim ya onlar da böyle ikinci bir kaybı yaşadıkları için hayata karşı tükenirlerse.

 

Madem buraya kadar geldiniz bitirelim.

Sizler şanslı kesim çoğunluğusunuz.

Uykudan korkarak uyanıp annem babam öldü mü diye düşünmüyorsunuz.

Düşünmeyin de ama her gün son gününüzmüş gibi davranın.

 

 

Önceki Yazı

Araf-Jamie Mcguire

Sonraki Yazı

Kitap Seçkileri - Suç ve Ceza

Yorum Yok

Yorum Yazın