Edebiyat

Gözlerinin üzerine yepyeni hayaller kurmasaydım keşke ! Gözler yalan söylemezdi hani ? Gözlerine inanıp yok etmeseydim bütün inançlarımı keşke ! Sen benim ilk baharımdın, son baharı yaşatmasaydın keşke ! Gülüşün hep aynı kalsaydı keşke ! Gülüşünün arkasında sakladığın yalanları görmeseydim keşke ! Keşke hayallerime sırt çevirmeseydin ! Keşke sevgime layık

Tırnaklarımla kazıp içime gömdüğüm mezarda saklı mazi. O ağacın gölgesi, duru denizin mavisi, ufukta seyrettiğimiz gemi. Çok bacalı, kırmızı ve beyaz Ara sıra limanına yanaşır deli bir yel gibi Hatırlar olurum Dumana sarılır, küllerle savrulurum. Elem kenetlenir bedenime, göğüsümde dipsiz vaveyla Mecnun gibi dolanır, aranırım ‘ Neredesin Leyla?’ Ve hepsi

Düşlerine tutunan şair umut bekçisi Yürü düztaban yürü fallar sana yakışır Ellerine kına yak öldü şiir işçisi Yürü düztaban yürü allar sana yakışır Kıymetten bilmiyormuş söküğünü diktiğin Taşıma suyla tutmaz fırtınadan söktüğün Poleni sen olmayan elden biriktirdiğin Yürü düztaban yürü ballar sana yakışır Sırtını çiğnettiğin ayın kafadan kaçmış Sözün sazanı

Üstümden geçiyor bakir yağmurlar Dalgalar çarpıyor duvarlarıma Dalgalar seriyor mahcup duygularımı ayaklarına Çiçekler açıyor bulutlarımda İlkbaharı olan çiçekler Haber getiriyorlar senden Cenneti taşıyor melekler Umut kuşlarım konuyor dallarıma Yalnızlığımı terk ediyorum Sevmeyen ne bilir sevgiyi sevgilim Düşlerimi ele veriyor aynalar Ellerinden öpüyorum sessizce Yalnızlıktan ölüyorken ben Bugün günlerden yine sen

100%

Çığlıklar içinde uyandığımı, benden başka duyan yoktu. Gözümde biriken yaşları serbest bırakıp, bir sigara yaktım. Pencereden dışarı baktım sonra, karanlık kendini maviye teslim etmek üzereydi. Yeryüzüne düşen damlalar, toprak kokusunu sunuyordu doğaya. Tıpkı rüyamdaki gibi;Uçurumun kenarında oldukça davetkar görüntüsü ile deniz fenerini fark ediyorum uzaklardan. Seyrek adımlarla oraya doğru yürürken

100%

Yağmur değildi beni susturan Sessizlik değil Ben kendi içimde kendime sığınacak liman İçimde kendimle kendime yetecek Yer arıyordum Olabildiğince sessiz Olabildiğince yersiz Yağmur değildi beni susturan Yalnızlık korkusu değil Bir boşluk arıyordum Korkuyla karanlığın arasından İçimde yüzlerce ceset vardı Adı ben katili ben olan Konuşsalar anlatacaklardı beni bana Konuşsalar geçecekti

100%

Bir misafir gibi ağırlandım hayatında Gelişime eksik bir gülümseme, kalışıma hatrı sayılmayan bir köşe Demini düne bırakmış acımsı hayaller Ve araya sıkıştırılmış tatlı birkaç söz Avuç dolusu umutlarla gelmiştim sana oysa Yanımda getirmiştim bütün geleceğimi Sahiplenecek bir yer bulamadım gönlünde Kapıda kaldı sevmelerim Ayaküstü atıştırmalık birkaç anıyla kalbinin önünden geçiştirildim

100%

Bir Haziran akşamının hayaliyle uyandım yine, yanımda dostlarım. Dosttan da öte kardeşlerim. İstanbul’da salaş bir balıkçı ve fonda Fuat Saka; “İçkimizi hatırladım, yan yana aynı masada”. İkinci kadehten sonra dertten alev alıyor masa ama yanmıyoruz. Sövüyoruz masada konu ettiğimiz her şeyin, herkesin gelmişine geçmişine. “Zalimin kızı” diyor bir ses, 77 Ç’de kaldı

Ben beyaz bir papatyayım kırlarda Güneşi sen olan Biraz dikkat etsen farklı olduğumu anlayacaksın Henüz kimse üzerime basmadan Farket beni… Ben bir yıldızım Hep sana giden yolları gösteren Işığını gözlerinden alan Birazdan kayıp kaybolacağım Geç olmadan Gör beni… Ben kanadı kırık bir bülbül Sen ömrümde gördüğüm eşsiz gül Tüm ömrüm

Uzun ve engelli yoldan gelen Bir meçhul yolcuyum şimdi Çok rüzgarlarda savruldum Yıkıldım, yıprandım, kalktım Yaralıyım.. Talan edilmiş bir karınca yuvası kadar Sorgulamıyorum artık hiçbir şeyi Bir düş var aklımda Bir tuhaf senaryo Benden başka oyuncusu olmayan Yazarı da ben, yönetmeni de Hedeflerimi, hayallerimi bir bir sıraya dizdim Cebime koydum

Seni senden daha iyi tanıdığımı sana söyledim değil mi Melek? Seni benden başka böyle bilen ve gören yok değil mi Melek? Gözüm ve gönlüm şahidim karamsarlığımı beyaza boyuyorsun, gözyaşlarıyla ıslanan gülümsemelerimi askısından alıp yüzüme takıyorsun, herkesin birer vedayla kuruttuğu kalbimde seni seyreden papatyalar açtırıyorsun. Ne sana giydirdiğim kostüm, ne de

100%

Kalbimde karşılığı olmayan duyguların haykırışlarıyla uyandım bu sabah. Yüreğimin bir nüshasını bırakıp yatağıma, çıktım evden yarım kalmışlıklarımla. Aileme bıraktım bir yanımı, onlara bağışladım yetim kalan parçamı. Etrafımda başka kimin kalacağını düşünmeden sokaklarda buldum kendimi. Kalabalıklar arasında yürürken yalnızlığım, hiç kimsenin kadrajına giremediğimi fark ettim. Belki dikkat çekerim umuduyla, tek kişilik bir

Bugünüme kadar binlerce insan sevdim yüzünü veya adını bilmediğim öncesi. Bir vesileyle tanıştım hepsiyle; nerede, neden, nasılın da değilim bir vesileyle işte… Ben onlar için nereden, neden, nasıl geldim bu da önemli değil, aynı veya farklı bir vesileyle işte. Sevgiyle doldum, aşkla doldum özlem, tutku, dayanışma, güzellik gördüm. Allah daim

Kalbim göğsüme sığmıyor nedense aklım gönlüme teselli olamıyor. Kahverengi gözlerim kapandı kapanacak yüzüm bulutlanacak yine. Bahar yazın hayalini getirip sıralıyor önüme önce heyecanlı bir sesle: Mayıs çocukluğum diyor benim yaz, Haziran gençliğim, Temmuz, Ağustos olgunluğum Eylül ise yaşlılığım diyor heyecanını hüzne çeviren bir sesle. Rüzgar esiyor, gözlerimi okşuyor benim rahatla

Annem, hayatımda tanıdığım en iyi insandı, en güzel kadın, en iyi anne, en sessiz, en vefalı, en sırdaş, en dost, en komik, bu hayattaki en… Narin yapılı bir kadındı annem fakat o kadar hasta olmasına rağmen bir kere bile sızlandığını duymadım hayatımda. Hatta çok az ömrün kaldı dendiğinde bile benden daha

Çürümüş çatısı, çürümüş penceresi, çürümüş duvarları, çürümüş şöminesi. Bakımsız dağ evi hayalimiz; yan yatmış çiti, izi yolu kaybolan patikası, yıkılmak üzere verendası. Böyle viran olmazdı sık sık kursaydık düşümüzü. Şimdi geceleri biz nasıl uyayacağız parlak yıldızların büyülü görüntüsü altında. Şimdi gündüzleri biz nasıl içeceğiz yeşil rengin büyülü içkisini. Şimdi ben

Hiç bir şey zor değil elindekini kaybetmek kadar. Kaybetmek acı verir, hüzün verir, kaybetmek hayatın hep sonbaharıdır. Ne kadar özür dilesem de affettiremem kendimi, nitekim affettiremedim de. Pişmanlık fayda etmezmiş gerçektende. Hatalar vardır kimse hazmedemez kabullenmeyi, bir de fedakarlıklar vardır hayal gücünü zorlayan. Her şeyin bir eşi var da, kokunun yok. Bir de gözlerinin

Gülün gizemi; onun güzelliğinin büyüsüne kapılıp, onu koklama ve ona dokunabilme şehvetinde midir? Ve o şehvete yenik düşüp, dikeninin can yakacağını bile bile, dokunduğunda güle dikeninin acısını duymakta mıdır? Yoksa gizemi gülün; onu temaşa edip, onu koklama ve ona dokunabilme şehvetini öldürebilmekte midir? Ve yok etmeler sonrası şehvetini, masumane dokunduğunda

Merhaba, merhaba, merhabalar… Ben çocukken düştüm, canım çok yandı. Sonra ben ayağa kalktım ve tekrar düştüm. Yine canım çok yandı. Sizler benim ne kadar acı çektiğimi bilemezsiniz, bilemediniz de zaten. Sizlere kızmıyorum. Sizlere kimsenin kızmaya hakkı yok zaten. Çocuktum işte, hepinize saygılıydım. İstemeye istemeye ellerinizden öptüm. Bir de tutup öptüğüm

Ben hala küçük bir kız çocuğuyum Seninle o kıvrımlı yollarda yürüyen Hala aynı heyecanla Defalarca anlattığın anıları dinliyorum Arada bir durup dinleniyorum Derin derin nefesler bırakıyorum göğe Senin gibi Senin gibi göğe kaldırıp başımı İsyan edercesine Ben hala aynı çıkmaz sokağın önünde Durup senin çocukluğunun ardından bakıyorum Havuç tarlasından havuç

On iki yaşında bir çocuğa göre çok daha anlamlı cümleler yazıyordum, güzel şiirler biriktiriyordum ders kitaplarının boş kalan en arka sayfasında ve çiçekler topluyordum her sabah yan komşunun bahçesinden. Sen bilmiyordun ama; ben her gece sana açılıyordum, annemin günlük tutmam için aldığı sarı yapraklı defterlerde. Her gece gözlerini izliyordum yakamozda ve

Çünkü sadece sen duyabilirsin Yuvasından düşen bir kuşun çığlıklarını. Bir tek sen, Kaybolduğunu anlarsın, Kalabalığın içinde benliklerin. Ruhsuz bedenlerin çaresizliğini Çarelerin, çaresizliğin içinde gizli olduğunu Bir tek sen bilirsin Sadece sen duyarsın, Suskun konuşmaları. Susarak konuşanların aslında Ne kadar çok konuştuğunu Ve susmanın bir kabulleniş değil Aslında yorgunluk olduğunu Bir

Ağır gelir vedan bu küçük yüreğime Tutsan ellerimi uzağı yakın eylesen Yaslasan o yorgun başını omuzlarıma Hiç susmadan şarkımızı söylesen Söyle hadi aşk’ımızın şarkısını Her kelimesinde senin adın olsun Hadi gonca güller açsın alevden ellerinde Gidersen eğer aldığım bu son nefes olsun Vedalar ağırdır her yürek taşımaz Unutulur anılar birgün

Sanki yıllanmış bir sevginin, genç aşıkları gibi değilmiyiz ki, yıllarca sevip sevip okutacağız sana yazdığım tüm şiirlerimde. Ve, bu sevda hep baki kalacak. Sanki seninle kırk yılın öcünü geç kalan sevdadan alacağız fersah fersah aşk okutacağız sana yazdığım tüm şiirlerimde. Ve, bu sevda hep özenle bakılacak. Sanki bir sözünü hatırlar

Sevginin gücünü hissedebiliyorsan yalnızca kalbinde değil, ayak uçlarından saç teline kadar yayılan kelebek kıvılcımlarında sen zaten seviliyorsundur. Başka sorun da kalmadıysa, sevmeler hep vardı zaten ve, herkese güzel sevilmeler dilenir seven gönüllerin yüceliğinde de. Sevmek sevilmek tam dı ve, tamam oldu şimdi. Bilmem anlaşıldı mı oralardan.!! Sevil Özdemir

Güneş parmaklarının arasından sızıyordu gözlerine. Gözleri yarı kısık karşı apartmanın boş penceresine saplanıp kalmıştı. Yoldan arabalar geçse de seslerini duymuyordu, biraz önce hayat donup kalmış gibiydi. Uzun bir süre baktı sanki oraya çivilenmiş gibi öyle kendinden geçmiş bir halde. Sonra bir damla yaş süzüldü gözlerinden ardından sağanak yağmura dönüştü gözyaşları.

Benim masallara ihtiyacım var Yüreğimi saracak, sıcacık yalanlara. Sonrasında yanağıma dokunan Küçük ve sıcacık bir buseye Benim masallara ihtiyacım var Karanlığa düşmeden önce Hayallerim büyümeli içinde Periler, prensesler, prensler, devler, İyi yürekli ama geç öğrenen krallar olmalı Adaletli olmalı krallar sevecen tavrıyla Benim masallara ihtiyacım var İçimdeki yaralara çare olacak

Sevdiğinde kalır düşün baharın. Sevdiğinde dağılır kara boranlar kışlar. Sevdiğinde can cana kala kalırsın dünlere inat. Sevdiğinde de bilirsin sevildiğini yardan yana. Sevdiğinde kopar zincirler hoyratların pusularına nisbet. Sevdiğinde gerçekleşir kavuşmaların mutluluğu. Sevdiğinde herşey gerçeğini çeker yalan sevgilerin pişmanlığında. Sevdiğinde anlarsın karşılığını bulup ruhunla yüzleştiğini. Sevdiğinde iyi gelir bayat ekmeği