Didem Madak’a Mektubumdur

Didem Madak'a Mektubumdur

Sevgili Didem Madak,

Çocukluğumdan beri sevdiklerime, hayatıma dokunanlara, şimdi varlıklarını sürdürmeyenlere yazıp da gönderemediğim mektuplarım olmuştur. Günlerdir aklımdan hep sana mektuplar yazıyorum, bu sabah yazıya dökme ihtiyacı hissettim. Yazmalıyım ki sana ulaşsın  mührünü açtığımda zarfının. Belli mi olur belki bir güvercin kanadıyla sana kadar ulaşır yazdığım bu ucu yanık mektup. 28 Şubat 2017 sabaha karşı 6 suları şimdi, göz gözü görmeyen, sisli bir Şubat sabahından yazıyorum sana bunları.

Senin bu hayattan göçüp gittiğin günü hatırlıyorum, Tv’de bir haber olarak geçmiştin, o gün zihnimde öyle kalmış. Şimdiki kadar etkilenmemiştim o gün duyduğumda öldüğünü çünkü bir isimdi haberde geçen sadece. O zamanlar hayatım senin şiirlerinle kesişmemişti, seni şiirlerinden tanımamıştım. Şiirlerin de, ölümün de bende aynı etkiyi yapıyor şimdi.

Şiirler şairlerin külleridir bana göre, o küller okuyanları en derinden yakabiliyor. Her bir şiirini okurken yanıp kül olup, küllerimiz karışıyor birbirine. Geçtiğimiz günlerde kızımla aramızda geçen bir konuşmada şiirin bir yaşam tarzı olduğundan bahsediyordum. Derslerde öğrenilmez şiir, şiiri yaşamak lazım dedim. Ardından da Didem Madak şiirlerinden bahsettim. Bir şiirini okumak istedim kızıma, en beğendiğim şiirlerinden birini okumaya karar verdim.

Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum…
Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım
Hayır
Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse göz yaşlarım…
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin Allahını bilirim bayım

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
Ki uçlarından çile damlardı.

( buradaki anlatımına hayran kaldı kızım, bu arada 14 yaşında bir kızdan bahsediyorum ) 
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım

Süt içtim acım hafiflesin diye
Çikolata yedim bir köşeye çekilip
Zehrimi alsın diye
Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
İlahiler öğrendim.
Siz zehir nedir bilmezsiniz
Zehir aşkı bilir oysa bayım!

Ben işte miraç gecelerinde
Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
Bir şiir aradım.
Geçen üç yıl boyunca
Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
Ülkem olmayan ülkemi
Kayboluşumu aradım.
Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
Haroşa bir hayat bırakmak için.
Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.

(Burada aklım bulandı gözlerim sulandı) 
Annem
Ki beyaz bir kadındır
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.

(Burayı yaklaşık bir 3 dakika sonra okuyabildim biliyor musun? Bu kadar mı derin anlatılır. Giden annenin ardından eşyalarına olan hürmet, anneden kalan bir şeyler. Biliyor musun annem ölmeden önce her şeyini yıkamıştı. Hiç bir eşyasında kokusu kalmamıştı tek tek kokladım)
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.

Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!

Tabi ki şiirine ve sana hayran oldu, artık bir Didem Madak hayranı daha var hem de şiiri belki seninle sevmiş bir genç var artık. Şiirleri sevdiren kadınsın sen artık kızımın gözünde. Akabinde Ahmed Arif, Cemal Süreya, Özdemir Asaf, Ümit Yaşar Oğuzcan’dan da bahsetmeden geçemedim bu konuşmayı.

Şiirlerini çok seviyorum ve yavaş yavaş okuyorum yazdıklarını çabuk bitirmemek için, tekrar tekrar okuyorum sanki her okumamda daha başka bir şeyler hissedebilirmişim gibi yazdıklarından. Bilirsin hani çok sevdiğin bir kitabın sonlarına yaklaştığında yavaşlar çabuk bitmesinden korka korka çevirirsin ya sayfaları. İşte ben de öyle okuyorum yazdıklarını. Çünkü şiirlerin yarım kaldı hayatın gibi. Keşke daha çok yazsaydın.

Saat 7 ye geliyor birazdan çalar saatin alarmı ve şiir kadın Didem Madak’a  mektubumu sonlandırırım. Birazdan herkes günlük rutini dahilinde koşuşturmaya başlar, hayat her günkü gibi yaşanmaya devam eder. Mektubumu nasıl sonlandıracağımı düşünüyorum şimdi. Beni duyuyorsan anneme selam söyle, sen bilirsin annesizliğin ne demek olduğunu. Gözlerinden öperim diyorum yaşam yaşı olarak senden büyük olduğumdan.

 

Önceki Yazı

Mavi Deniz

Sonraki Yazı

14 Mart Tıp Bayramı

Yorum Yok

Yorum Yazın