Sinem Baş

Sinem Baş

“Bir başka gezegene gidiyordu, yolu dünyamıza düştü, insanları mutlu etmek için besteledi; umut, neş’e ve iyimserlik dağıttı, otuz beş yıl süren konukluğu sona erince yine geldiği gibi gitti…” derler Mozart için. Anadolu’nun memelerinden süt fışkıran anaç toprağındadır, gerdanında beslediği kuzularındandır filizlenen hayat. Buradan olup, pınarlarından su içip, çiçeklerinden koklayıp, ağacının

Tek romanı ile tanınmış ve bu tanınmışlıktan hayli rahatsız olmuş münzevi yazar J.D.Salinger’in “Gönülçelen” adıyla da Türkçeye çevrilen eseri, Holden Caulfield’ın birkaç gününü anlatır. Bilinçakış tekniğinin en ritmli ve en güzel eserlerinden bir tanesi olarak kabul edilen bir kült kitaptır. Türkiye’de Yapı Kredi Yayınları tarafından Coşkun Yerli’nin çevirisi ile yayımlanan

“Biz altı kardeştik” dedi Güray abla. Torunu olacak Cuma günü. Güzel bir battaniye işleniyor, teyzemlerin evindeyiz. Sohbet ediyoruz. Güray abla devam ediyor: “Ben üç yaşındaymışım, bir yaşındaki kardeşimi kucağıma alırmışım, at arabalarının, insanların arasında bağrış çağrış, karşıdan karşıya geçirirmişim” Çocukluğumuza dair hatırlayabildiğimiz her şey güzeldir. Bazen olduğu gibi hatırlarız, bazen

Anneler günü kimilerince “Hediye almak için uydurulmuş bir gün” kimilerince de “Anneye özel kutlanması gereken bir gün”. Düşünce ne olursa olsun, büyük bir gerçek var ki anneler gününde anneler en azından bir telefon açılmasını beklerler. Hayat her yerde aynı olmuyor tabi. Çocuklarını kaybetmiş analar, analarını kaybetmiş çocuklar ve nice kayıplar