Nuray Üstündağ

Nuray Üstündağ

100%

Yağmur değildi beni susturan Sessizlik değil Ben kendi içimde kendime sığınacak liman İçimde kendimle kendime yetecek Yer arıyordum Olabildiğince sessiz Olabildiğince yersiz Yağmur değildi beni susturan Yalnızlık korkusu değil Bir boşluk arıyordum Korkuyla karanlığın arasından İçimde yüzlerce ceset vardı Adı ben katili ben olan Konuşsalar anlatacaklardı beni bana Konuşsalar geçecekti

Ben beyaz bir papatyayım kırlarda Güneşi sen olan Biraz dikkat etsen farklı olduğumu anlayacaksın Henüz kimse üzerime basmadan Farket beni… Ben bir yıldızım Hep sana giden yolları gösteren Işığını gözlerinden alan Birazdan kayıp kaybolacağım Geç olmadan Gör beni… Ben kanadı kırık bir bülbül Sen ömrümde gördüğüm eşsiz gül Tüm ömrüm

Ben hala küçük bir kız çocuğuyum Seninle o kıvrımlı yollarda yürüyen Hala aynı heyecanla Defalarca anlattığın anıları dinliyorum Arada bir durup dinleniyorum Derin derin nefesler bırakıyorum göğe Senin gibi Senin gibi göğe kaldırıp başımı İsyan edercesine Ben hala aynı çıkmaz sokağın önünde Durup senin çocukluğunun ardından bakıyorum Havuç tarlasından havuç

Çünkü sadece sen duyabilirsin Yuvasından düşen bir kuşun çığlıklarını. Bir tek sen, Kaybolduğunu anlarsın, Kalabalığın içinde benliklerin. Ruhsuz bedenlerin çaresizliğini Çarelerin, çaresizliğin içinde gizli olduğunu Bir tek sen bilirsin Sadece sen duyarsın, Suskun konuşmaları. Susarak konuşanların aslında Ne kadar çok konuştuğunu Ve susmanın bir kabulleniş değil Aslında yorgunluk olduğunu Bir

Güneş parmaklarının arasından sızıyordu gözlerine. Gözleri yarı kısık karşı apartmanın boş penceresine saplanıp kalmıştı. Yoldan arabalar geçse de seslerini duymuyordu, biraz önce hayat donup kalmış gibiydi. Uzun bir süre baktı sanki oraya çivilenmiş gibi öyle kendinden geçmiş bir halde. Sonra bir damla yaş süzüldü gözlerinden ardından sağanak yağmura dönüştü gözyaşları.

Benim masallara ihtiyacım var Yüreğimi saracak, sıcacık yalanlara. Sonrasında yanağıma dokunan Küçük ve sıcacık bir buseye Benim masallara ihtiyacım var Karanlığa düşmeden önce Hayallerim büyümeli içinde Periler, prensesler, prensler, devler, İyi yürekli ama geç öğrenen krallar olmalı Adaletli olmalı krallar sevecen tavrıyla Benim masallara ihtiyacım var İçimdeki yaralara çare olacak

Dün gece yine oturup seni düşledim Gülüşünü, bakışını Sana sarıldığım o anı düşündüm Binlercesinden bir tanesini Simsiyah bir geceye haykırdım Yokluğun boşluğunu Karanlık bir boşluğu özlemle doldurdum Dün gece Herkes uyurken Sessizce ağladım geçmişe Geçmişi örtüp bilincime Bu günü yaşamak istedim seninle Dün gece senden eksikliğimi haykırdım Uyuyan kocaman şehre

O gece sadece acı düşmüyordu Şiirlerden kafiye Tablolardan renkler düşüyordu Yüreklerden vicdan Takvimlerden yarınlar düşüyordu O gece sadece yerlere Mermi kovanları düşmüyordu Gözlerden vahşet Ellerden merhamet düşüyordu Küçücük bir kızın gözlerinde Gittikçe devleşen bir korkuyla Karanlığa karışıyordu Karanlık örtüyordu sesleri Karanlık yürekler aydınlıklara Aydınlık gelecekler karanlığa karışıyordu Kuşlar yuvasına gizlenmiş

Bir tren garında gelirsin diye bakarak ardıma Görünce seni köşede Koşarak gelmek için elimde çiçeklerle Gidemeden gidiyorum Bedenim gitse gözlerim kalacak Gözlerim gitse ruhum Gidiyorum diyorum gardayım Dönmemek üzere gözlerimi bırakıp Ruhumu savurup göğe gidiyorum Tebessümlerim düşüyor raylara Ardından güllerin Ruhumu bırakıp ardımda Bir tek gecenin karasını doldurup içime gidiyorum

Sen ne ettin böyle kalbime de yine/yeniden geldin şehrime otağ kurdun gönlüme ey sevgili. O tok sesinle zikrettiğin Aşk’a değer verişinden, ”hicret’im senin için” deyişin sevginin de o denli kutsal olduğundan olsa gerek değil mi? ”sevgiliden sevgiye göç, sevgiden sevgiliye göç. bizimkisi” ey sevgili. Aşk için son buluşma geç olsada,

Ellerinde hanımeli açardı her sabah Gözleri deniz mavisi Neden severdik sabahları Bir şarkının saçma sapan nakaratında esir kalmıştık Islak çamaşırlar gibiyiz şimdi Kurumak için plaja serpilmis Rüzgar neyi arıyor saçlarımızda Hanımelleri avuçlarımızda Kar kış içimizde Üşümeye mahkumuz şimdi Sele serpe güneşleniyor sevdalar Buram buram hasret kokuyor her yer Aşk bu

Bıraktım bardağı Ellerimden yavaşça Beton zeminde parçalanışını izledim Sessizce… Parçaların etrafa dağılışını, Artık asla bir bütün olamayışını. Elimdeki cam bardağın Parçalarının nasıl farklılaştığını Artık bardak olmayışını Kırılmasını Parçalarının bir birine tahammülsüzlüğünü Elimden sadece yavaşça bıraktım bardağı Hızla düşüşünü izledim Ne çok düşmüştüm ben Ne çok kırılıyormuş insan Birleşmeyen parçaları, Nasıl

Yaşlı bir kadın, hastane koridorunda, Ağır aksak yürüyordu, Belli halsizdi bacakları, Bastonundan güç alıyordu. Bulanıktı bakışları , Yüzünde acıyla karışık bir hal. Boş bir koltuk bakıyordu. Bulunca oturdu sessiz. Bastonu bacaklarının arasında, Elleri hala üzerinde Sanki onu bırakır kaçar diye korkuyordu. Sisli gözleriyle süzdü etrafı, Elleri tir tir titriyordu. Eğdi

İçimde saklıyorum artık Beni ben yapan ne varsa Sana anlatamadığım Seninle paylaşamadığım ne varsa Biliyorum anlamsız Gereksiz kalabalık Her sabah her uyandığımda Önce kalbimi yokluyorum Ya unutursam ya eksik olursa anlatacaklarım Her şeyi tek tek kontrol ediyorum Hepsi yerinde bekliyor Derin nefes sonrası hatırlıyorum yeniden Yoksun! Anlatacaklarım sakladıklarım içimdeki o

Öldür beni Öyle sıradan ölümlerden olmasın benim ölümüm İzin ver ben seçeyim Kalemle kağıdın arasında öldür beni Mürekkep olsun kanım Ölürken bir şiire düşeyim Bir kitap mezarım olsun Dudaklarla kalplerin arasında Son bulsun nefesim Öldür beni bir şiirde Ruhum kitaplıklarda rehin kalsın Tozlu raflarda saklansın Bir kalpte hisle bulaşayım Hadi

Caddeler ağlıyordu, Duvarlar, perdeler, lambalar, Ağaçlar, kuşlar, çiçekler ağlıyordu. Gökyüzü bile ağlıyordu da Bir tek o ağlamıyordu… Elinde bıçağı, gözlerinde kara bir perde, Seviyorum seni diyordu, Ölümüne seviyorum. Aşk çaresizce ağlıyordu… Güneş, ay, yıldızlar ağlıyordu. Adamın elindeki bıçak bile İç çeke çeke ağlıyordu. Bir çocuk O hengâmenin ortasında Hiç korkmadan

Oysa hoşçakal deyipte Gönderemediklerimizle o kadar doluydu ki Gönlümüz Nefes bile alamayıp Derin derin duraklar veriyorduk Hayat denilen şeye Ömrü bitmeyen Ne çok cesetler taşıyorduk içimizde Ömür geçiyor dediklerinde Bu yüzdendi tebessümlerimiz Sevgiler yarım kaldıkça Boşluğunu anlaşılmaz acılarla dolduruyorduk Gecenin karanlığına saklanıp Sessizce içimizi aya döküyorduk İsyan değildi ki bu

Acılarım var benim, Büyüklü, küçüklü, Sevimli, sevimsiz Boy boy, çeşit çeşit acılarım Acılar hanım teyzem, Bir alan bir almayan pişman. Hepsini ayrı ayrı yerlerine sığdırdığım yüreğimin, Gizli geçitlerle etrafında dolaştığım. Ama bir cami avlusuna terk edemediğim, Bırakamadığım benliğime yer eden Gizli, alelade acılar… Tıpkı korkularım gibiler, Herkes gittiğinde ortaya bir

Sanatçı Muhsin Kut ve Semra Kut’un Yansımalar ve İstanbul adlı sergisi 4 Nisan’da Galeri Eksen’de ziyarete açılıyor. Semra Kut’un geçmişin izlerini, geleceğin ve bu günün yapılarını kullanarak yansıttığı işleri ziyaretçileri gelecek ve geçmişin arasında yolculuğa çıkaracak. 1959 yılında resim yapmaya başlayan Muhsin Kut ilk sergisini de 1959 yılında Taksim Meydanı’nda

“İstanbul Kırmızısı” İtalya’da zirveye yerleşti. Türkiye‘de gişe rakamlarına göre 11.sırada olan filmin İtalya’daki başarısı filmin yönetmeni Ferzan Özpetek’i mutlu etti. Türk asıllı İtalyan yönetmenin ilk Türk filmi olan İstanbul Kırmızısı‘nın   çekimleri İstanbul’da yapıldı. 2 Mart 2017’de İtalya’da 200 3Mart 2017’de 279 salonda gösterime giren film Ferzan Özpetek’ in aynı

1 Nisan Cumartesi günü Şişli Kitap Günleri başlıyor. Ünlü yazarlar ve 70’ den fazla yayınevi kitapseverlerle buluşacak. Şişli Belediyesi ve Küre Fuarcılık işbirliğiyle 1-9 Nisan 2017 tarihleri arasında kitaplar ve kitap severler bir araya gelecek. Black Out Şişli Kültür Ve Yaşam Merkezi’nde düzenlenecek fuarda ünlü yazarların imza günleri ve söyleşileri

Türk tiyatrosunun duayen isimlerini Beyoğlu Belediyesi, Sahnede Bir Ömür Ödül Töreni’nde buluşturdu. Türk tiyatrosuna ömrünü adamış isimlere 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde, Emek Sineması’nda düzenlenen törenle ödülleri verildi. Gecede Türk tiyatrosunun önemli isimleri, Haldun Dormen, Ayşen Gruda, Ayten Erman, Bedia Ener, Bilge Şen, Celile Toyan, Ercan Bostancıoğlu, Ferdi Akarnur, Göksel

İçimde geçmiş zaman ekleri Her geçen gün gelecek günlerin Azlığını fısıldıyor. Sessizlik çöküyor üzerime Karanlık düşüyor düşlerime Ya olmazsam diyorum, Ya görmezsem. Garip bir gözyaşı doluyor gözlerime Sesini hatırlamaya hatta hiç unutmamaya çalışıyorum. Sözlerin, Gözlerin, Sen… Ya gelirsen, Ya ben, olmazsam. İçimden geçen her şey Kırık bir aynanın parçası gibi

Hayatın elleri var mıydı? Selim’in Turgut’un Olric’in göremediği Uzanıp tutamadığı Oyunlar bulup oyunlar içinde unutulduğu Oğuz Atay’ı arıyorum hayatın çıkmaz sokaklarında Bir anda Hikmet çıkıyor karşıma Ve soruyor her zaman ki heyecanıyla albayına Bütün oyunlar sonlanır mı albayım? Yoksa anlamları kelimelere sığdıramadığımız gibi Oyunları da mı sığdıramıyoruz hayata? Bazı hayatlar

Kadınım ben Babaların beni dövmezse dizlerini döveceği Yüzünde açan gülleri saklayan Tebessümüne bile ayıp gözlerle bakılan Evlat sayısına kızım diye eklenmeyen Mirasta pay verilmeyen Kadın Gece yollara çıkmanın tehlikeli olduğu bir ülkede Çocuk yaşta karşıya değil de yere bakmaya alıştırılan kadın Kocasının sırtından sopayı karnından çocuğu eksik etmediği Hatta marifetmiş

Ben şimdilerde kayboluşun çaresini bulmuş gibiyim Öylesine durgun bir denizin dibindeki yosunun sessizliği Karanlık bir gecenin yıldızı gibi Oysa içimde kopan fırtınalar sessiz değil İçimde susmayan sesleri içimde tutmak istercesine Gözlerim yerde ellerim tetikte Hani fırlasalar dudaklarımdan ellerim tutacak kelimeleri Kelimeler darmadağın belleğimde Bir hüzne çarpıyor bir kedere En son

Bugün tüm dünyada emekçi kadınlar günü. Tüm dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de kutlanacak. Kadınlar, bizim kadınlarımız…Sorunlarının bile farkına varamayacak, hakkını aramayacak hale gelen kadınlarımız. Saçı uzun, aklı kısa diye nitelendirilen, susup her şeyi kabullenmesi beklenen kadınlar. Ne kadar eğitim alsa da erkek erkil bir toplumda eğitimini aldığı mesleği bile