İlker Tahsin Asker

Aşkın son romanını yazıyorum Yayın evlerinden çok uzaklarda Denizlere yakın yine yüreğim Kalbim umut dolu firarda gözlerim Yakamoz yine aynı yerde Sulara dökülüyor ışıltısı Parmak uçlarımda birleşiyor ahenkle Bir aşk düşlüyor uzanıyorum Ellerimde elleri, gözlerinde umut Sevdanın kelimeleri var dudaklarında Nefesinde yalnızlığın son haykırışı Çığlıkları yüreğimde geçmişin Geleceğe yine umutla

Gözlerinin üzerine yepyeni hayaller kurmasaydım keşke ! Gözler yalan söylemezdi hani ? Gözlerine inanıp yok etmeseydim bütün inançlarımı keşke ! Sen benim ilk baharımdın, son baharı yaşatmasaydın keşke ! Gülüşün hep aynı kalsaydı keşke ! Gülüşünün arkasında sakladığın yalanları görmeseydim keşke ! Keşke hayallerime sırt çevirmeseydin ! Keşke sevgime layık

100%

Çığlıklar içinde uyandığımı, benden başka duyan yoktu. Gözümde biriken yaşları serbest bırakıp, bir sigara yaktım. Pencereden dışarı baktım sonra, karanlık kendini maviye teslim etmek üzereydi. Yeryüzüne düşen damlalar, toprak kokusunu sunuyordu doğaya. Tıpkı rüyamdaki gibi;Uçurumun kenarında oldukça davetkar görüntüsü ile deniz fenerini fark ediyorum uzaklardan. Seyrek adımlarla oraya doğru yürürken

100%

Bir Haziran akşamının hayaliyle uyandım yine, yanımda dostlarım. Dosttan da öte kardeşlerim. İstanbul’da salaş bir balıkçı ve fonda Fuat Saka; “İçkimizi hatırladım, yan yana aynı masada”. İkinci kadehten sonra dertten alev alıyor masa ama yanmıyoruz. Sövüyoruz masada konu ettiğimiz her şeyin, herkesin gelmişine geçmişine. “Zalimin kızı” diyor bir ses, 77 Ç’de kaldı

Uzun ve engelli yoldan gelen Bir meçhul yolcuyum şimdi Çok rüzgarlarda savruldum Yıkıldım, yıprandım, kalktım Yaralıyım.. Talan edilmiş bir karınca yuvası kadar Sorgulamıyorum artık hiçbir şeyi Bir düş var aklımda Bir tuhaf senaryo Benden başka oyuncusu olmayan Yazarı da ben, yönetmeni de Hedeflerimi, hayallerimi bir bir sıraya dizdim Cebime koydum

100%

Kalbimde karşılığı olmayan duyguların haykırışlarıyla uyandım bu sabah. Yüreğimin bir nüshasını bırakıp yatağıma, çıktım evden yarım kalmışlıklarımla. Aileme bıraktım bir yanımı, onlara bağışladım yetim kalan parçamı. Etrafımda başka kimin kalacağını düşünmeden sokaklarda buldum kendimi. Kalabalıklar arasında yürürken yalnızlığım, hiç kimsenin kadrajına giremediğimi fark ettim. Belki dikkat çekerim umuduyla, tek kişilik bir

Hiç bir şey zor değil elindekini kaybetmek kadar. Kaybetmek acı verir, hüzün verir, kaybetmek hayatın hep sonbaharıdır. Ne kadar özür dilesem de affettiremem kendimi, nitekim affettiremedim de. Pişmanlık fayda etmezmiş gerçektende. Hatalar vardır kimse hazmedemez kabullenmeyi, bir de fedakarlıklar vardır hayal gücünü zorlayan. Her şeyin bir eşi var da, kokunun yok. Bir de gözlerinin

On iki yaşında bir çocuğa göre çok daha anlamlı cümleler yazıyordum, güzel şiirler biriktiriyordum ders kitaplarının boş kalan en arka sayfasında ve çiçekler topluyordum her sabah yan komşunun bahçesinden. Sen bilmiyordun ama; ben her gece sana açılıyordum, annemin günlük tutmam için aldığı sarı yapraklı defterlerde. Her gece gözlerini izliyordum yakamozda ve

100%

Aracın arka koltuğunda puslu camdan dışarıyı izlerken, bir kaç gün süre ile uzaklaşacağım şehri izledim. Yıllar sonra üzerime yıkılan enkazın son kalıntılarını toplamaya gidiyordum. Sevmedim vedaları nasıl olursa olsun. Gözlerinin içine bakmadım sevdiklerimin, göz bebeklerimde sakladığım acıları gizlemek için. Avluda volta atarken fark ettim; özgürlüğümün bir kaç metre ile sınırlandırıldığını.

Kırmızıydı benim rengim, ateş kırmızısı. Ne yangınlar söndürdüm içimin en derinlerinde. Küllerinden bana kalan yalnızlıkları seyrettim. Yüreğimi yanıp tutuşturan her şey kırmızıydı, seni tanıyana kadar. Sen çıktın karşıma ve ben elayı sevdim gözlerinde,  maviye vuruldum yüreğinde. Sensizlik siyahtı, karanlıktı ama sen; gökyüzünü serdin gözlerime. Bazen yalnızlığıma sarıldın, bazen gözyaşı oldum

Koca bir yaşam götürdün giderken, neyim var neyim yoksa aldın. Gülüşlerimi, umutlarımı, sözcüklerimi. Bir gözyaşını bıraktın arkanda, bir de gözyaşımı yanaklarımda. Kolay değil ruhunu teslim ettiğin insandan bir saat ayrı kalmak. Hiç bilmediğim bir şehrin, bilmediğim havasında bensiz gecelere kapatıyorsun gözlerini. Ben her gece odamın tavanına kurduğum sinema perdesinde senli

Bazen en güzel hikâyeniz hiç ummadığınız bir anda bitiverir.. Sonsuza dek süreceğini sanırsınız oysa. Ardından bir dünya ağırlığındaki yükü omuzlarınızda hissedersiniz. Gözünüzü açtığınız an dünya eski yapay çirkinliğine dönmüş oluyor. Tekrar gözünü kapatmak ne işe yarıyor ki? Tıpkı çok güzel bir rüyadan uyandıktan sonra tekrar gözlerini kapayıp kaldığınız yerden devam

Merhaba Yüreğim.. Çok yorgunsun, beni dinleyecek takatin yok biliyorum ama; artık aramızdaki anlaşmazlığa bir son vermemiz gerekiyor. Sana hak veriyorum çoğu zaman, çok fazla yıprattığım, bir hiçmişsin gibi davrandığım doğrudur. Soğuk kış aylarında yorgansız uyumak gibi bir şey bu; sen bendesin, bedenimdesin ama ben sana ulaşamıyorum. Bedenim soğuyor, ruhum soğuyor

Bu gece seni unutarak uyuyacağım. Yıldızlar yine aynı yerinde olacak, gökyüzü yakamozu servis edecek pencere kenarındaki masama. Bir elimde sigaram, bir elimde kalemim. Her şey yine aynı olacak ama; senli hayaller oynatmayacağım, gözlerimle odamın tavanına kurduğum sinema perdesinde. Senin için son kez alacağım kalemi elime ve gidişine söveceğim satır aralarında.

Yalınayak koşarak çıktım evden dün gece. Havanın ayazı ayaklarımdan başlayarak bütün vücuduma yayıldı. Karşıma çıkan tüm sokaklara girdim tek tek, senden bir iz aradım. Evler ışıklarını uykulara kapatmıştı, alıkça bir halde her yana koşturdum. Karşıma çıkan insanlara seni sordum, gördüğüm her yüzde seni aradım. İstasyona gittim, bir trenden inersin diye

Mülteci kelimelerin çırpınışını seyrediyorum teknemde. Güneş gökyüzünü çoktan terk etmiş. Ay ışığı yakamozu servis ediyordu güverteye kurduğum masama. Karşıma oturttuğum hayallerimi bir bir sorgulamaya başladım. İkinci kadehten sonra aldım kalemi elime ve başladım satırların üzerinde kürek çekmeye. Değişmeyen şeyler vardı hayatımda; nasıl ki yer çekimi sıkıldım çekmiyorum artık diyemiyorsa, nasıl dünya

Asfalta düşen yağmur damlalarını fark edince kaldırdım kafamı. Evden çıkalı çok olmamıştı, ellerim ceplerimde havanın ayazına inat her şeyi boşvermişçesine yürüyordum. Gökyüzünün yağmuru haber etmesiyle koşuşturmaya başlamıştı insanlar, esnaflar kapı önündeki malzemelerini topluyordu. Pazar günleri çok fazla açık dükkan yoktu; Ahmet ağabeyin marketi, Recep ağabeyin kahvesi ve balıkçı Rıfat amcanın

Türkiye’de edebiyat denildiği zaman kaç kişi geliyor aklınıza? Aklınıza gelenlerden kaçı hayatta ? Çoğu yanlış zamanlarda (düşünmenin, yazmanın, konuşmanın yasaklı olduğu yıllar) bu ülkeden geçti ve yazdıklarıyla beraber sürgün hayatlarıyla akıllarda kaldı. Edebiyat ve sürgün kelimelerini yan yana kullandığımızda şüphesiz ilk akla gelen isimlerden bir tanesi; Namık Kemal. Türk Milliyetçiliğinin öncülerinden,

Mihrican Karakaş’a Gözlerini bizden sakladığından bu yana tam beş yıl geçti. Nasıl geçti sorma. Hani bazı anlar vardır, ciğerlerin sökülürcesine hissedersin ya acıyı en derinlerde? Eğer bir tarifi olsaydı yokluğunun, belki de en doğrusu bu olacaktı. Gittin.. Giderken yalnız değil, koca bir ömrü götürdün ardından. İstanbul’un hiçbir anlamı kalmamıştı artık.

25 Şubat 1907 doğumlu şair/yazar Türk edebiyatında ses getirmiş isimlerden biridir. 1922-1923 ders yılının başında Balıkesir Muallim Mektebi’ne (Öğretmen Okulu) başlayan Sabahattin Ali, burada şiir ve hikaye deneyimlerini geliştirmeye başlamıştır. Okulun ikinci yılında ise gazete ve dergilere yazılar göndermiştir. Ayrıca arkadaşlarıyla birlikte bir okul gazetesi çıkarmış ve bu sırada günlük tutmaya

Türk edebiyatında batılı tarzda yayımlanan ilk tiyatro eseri; İbrahim Şinasi’nin 1860 yılında Tercüman-ı Alval gazetesinde çıkan “Şair Evlenmesi” olarak bilinse de, Türklerin tiyatro ile tanışması daha eskiye dayanır. Orta Asya’da taklit gösterileri ile başlayan etkinlikler, Anadolu’ya yerleşmelerinin ardından yerini Karagöz, Meddah, Kukla ve Orta Oyunu gibi gösterilere bıraktı. Tiyatro sanatının

Yıl kaç olacak ya da hangi ay bilmiyorum, burcun ne olacak, ten rengin ne ve saçların hangi renk olacak hiç bilmiyorum. Bizi zamanla tanıyacaksın, bana baba sevdiğim dünyalar güzeli kadına da anne diyeceksin. Sen bunları ne zaman okursun ve ya okuduklarını ne zaman anlarsın bilmiyorum. Şu anda yıl 2017.. Adını