Harun Reşit Aydın

Harun Reşit Aydın

100%

Tarih, 2006 yılının 23 haziran akşamını gösteriyordu Portekizin ünlü ”Sao Jao” festivaline katıldığımda. Tarihe ve ilginç kültürel inanışlara olan ilgim beni bu sefer Portekiz’in güzel şehirlerinden Porto’ya getirmişti. Saint John’u anmak için yüzbinler 23 haziran akşamında sokaklara dalar, sabahlara kadar eğlenirdi. İnsanlar birbirlerine pagan inancından geçen kötülüğü yok etmek için

Bazı insanlar yeniden doğacaklarına inanırlar. Bunun doğru olup olmadığı herkesin kendi inanç tercihlerine göre şekillenir. Ancak gerçek olan bir şey var ki, ölümden sonrası için olmasa bile hayatımızın yaşanan her evresinde yeniden bir doğuş yaşadığımız gerçektir. Her şey bitti derken, umutlarımız toprağa gömülü iken, bir anı, bir gezinti yada bir

100%

Miljacka nehrinin kenarından yürüyordum.. Çocukluk yıllarımda Almanya’da yaşarken, Yugoslavya Savaşı sırasında kaçıp gelmiş Boşnak arkadaşlarımdan dinlemiştim bu kentin hikayesini. Saraybosna’yı, kalbinin ortasından akan Miljacka nehrini, evlerindeki resimlerden tanımıştım. Acıklı hikayeler doluydu Balkanların dört bir yanı, aynı zamanda aşk dolu destanlar… Ama ben daha yeni adımımı atmıştım bu şehre, bahar havası

Günleri kaçırmakta üzerime yoktur. Genelde doğum günlerinden tutun, anneler gününe kadar çoğu zaman konu ile alakası olacak bir çok düşünceyi zamanı geçtikten sonra hatırlarım. Gerçi ben annem ile uzun zaman sonra bir Anneler Gününü beraber geçirmiş şanslı insanlardan sayılırım. En azından bu sefer böyle oldu. Hastalığımın sebebi ile memlekete geri

Louvre müzesini dolaşmıştım, tüm tarihi şaheserleri gezmiş hatta, bazıları hakkında içimden ,,bunları nereden çaldınız acaba,, Allah bilir diye şakalar yapmıştım kendi kendime. Dünyadaki bir çok insanın aksine Fransa hiç ilgimi çeken bir yer değildi. Hele Paris denince, aşk şehri falan, bana Istanbul ile karşılaştırdığımda ucuz reklamdan başka bir şey değildi.

Hindistan’dan bahsedince elbette insanların aklına bir çok güzellik gelir. Ancak iki şey var ki, tek cümlede bu ülkeyi tarif eder. Birisi din, diğeri ise sinema, kısacası Bollywood. Hayatında Hindistan ile hiçbir bağlantısı bulunmayan birisi, ister Brezilya’nın bir köyünde, isterse Kutupların kapısı İzlanda’da yaşasın, bir kez olsun bu sihirli filmlerin büyüsüne

21 gün   Gözüm komidinin üzerinde gezerken, defterimin arasından şu sözler takıldı gözüme: ‘’Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.’’ Yüzyıllar önce söylenmişti, Mevlana tarafından, sanki bugünü, şu an yaşananları açıklamak için.   Tam 21 gün olmuştu bu şehre

Siz hiç çocuk oldunuz mu? Hayır, yıllar evvel olanları sormuyorum, şu an, içinizdeki çocuktan bahsediyorum. Ruhunuzu serbest bırakıp, yarını düşünmeden, gözyaşlarınızı silip, o an ki mutluluk hiç bitmeyecek gibi kahkahalar atmaktan söz ediyorum. Asla olmayacağını bilseniz bile hayallerin peşinden gitmek, hiç tattınız mı bu duyguyu ? Çocukken hep hayalimde bir oyuncu

Sarbjit, Omung Kamar yönetiminde çekilmiş 2016 yılı filmi, başrollerinde ise Aishwarya Rai ve Randeep Honda oynuyor. Öncelikle Aishwarya Rai. Onu anlatmaya kelimeler yeter mi bilinmez. Böyle saf bir güzelliği bizim çok konuşmamıza gerek yok, çünkü otoriteler onu zaten yüzyılın en güzeli seçmiş. Yalnız Aishwarya’yı daha önceki filmlerden tanıyanlar için burada

Dost sohbetlerinde ya da seyahat ettiğim bir çok ülkede, orada okuyan gençlerle yaptığım söyleşilerde sürekli anlatmaya çalıştığım bir konudur bu. Hayatımızda her şeyi sıralamaya almaya başladığımız gibi, bir kaç yıldır kendini otorite ilan eden ve Üniversite değerlendirmesi yapan kuruluşlar var. Bunlardan bazıları Shanghai Üniversitesi’nin yıllık açıkladığı liste, Times Higher Education

Yaşanmamışlık mıdır beni bu kadar öfkelendiren, Ya da hiç yaşamak istemediklerim miydi şu genç yaşımda ? Çok parlak bir çocuk dediler, umutları olan, herkesin çok büyük beklentisine göğüs germeye çalışan. Hayalleri rengarenk, tıpkı aşık olduğu ülkenin Holi Festivali gibi, kırmızısından, mavisine, yüzüne çalınmış rüyaları olan. Keşke o tebeşirin kokusundan fazla

Aylardan mayıs, günlerden çarşamba, akşama doğru güneşin biraz inmesini bekliyordum dışarıya çıkmak için. Delhi’nin Paharganj bölgesinde bulunuyordu otelim ve gideceğim yer, bu şehrin kalbi, Connaught Place her ne kadar çok uzak olmasa da havanın sıcaklığı yüzünden Auto şoförleri genelde aşırı trafiğe girmek istemiyorlardı. Auto: Hindistan’da kullanılan üç tekerlekli taksilere verilen

Rekabetin artması ve talebin aynı doğrultuda çoğalması ile ucuz uçak bileti bulmak artık neredeyse , ”Aslanın ağzından ekmeği almaya” döndü. Bilet almak günümüz teknolojisi ile gayet basit, çocuk oyunu gibi, ancak en iyisini bulmak, bir de en ucuzunu bulmak büyük mücadele, bilgi ve deneyim gerektiriyor. Işin kötü tarafı artık o

Bu soruyu Hans Zimmer üzerine yazmaya karar verdiğimde düşündüm.. Hans Zimmer nasıl anlatılır ? Bir Besteci düşünün, ismini bilmeyenler olsa dahi, dünyada yaşayan 6 milyar insanın tamamı bestelerinden bir tanesi çaldığında ”ben bunu tanıyorum” diyebildiği. Nasıl bir etkidir bu anlatamam. İnsanlar sanattan konuşurlar, sanatçıdan ve bununla ilgili saatlerce tanımlamalar üzerinde

Hint sineması denince özellikle ülkemizde Amir Khan’ın ayrıcalığı vardır. Nedendir bilinmez çok daha meşhur oyuncuların olduğu Bollywood sinemasında sadece Amir Khan Türkiye’de çok özel ve geniş bir Fan kitlesine sahiptir. Muhtemelen kendi sinemamızda olduğu gibi, şirin, ahlaklı ve komşunun oğlu niteliğinde karşımıza çıkan aktörleri çok seviyoruz. Evet Amir Khan belki

Globalleşmenin yarattığı etki, teknolojinin gelişimi, dünyanın dört bir yanındaki insanların artık daha rahat seyahat etmelerini sağladığını görmekteyiz. Ulaşım konusunda geçmişte otobüs ve tren önde giderken, artan rekabetle birlikte uçak seyahatinin bu bahsedilen araç fiyatları ile aynı seviyeye gelmesi, piyasada tam bir patlama yaşanmasına sebep oldu. 2000′ li yıllardan sonra gelen

Öyle görünüyor ki, Batılılar sadece ülkemizi işgal etmemişler, kültürümüzü, değerlerimizi, sevgimizi de yok etmişler. Bağımsızlığımızın üzerinden yıllar geçti ama, bağımsızlığımızı kazanırken çok daha önemli bir şeyi satmışız: Değerlerimizi ! Şimdi ki zamane gençlerine bakıyorum da, bir çoğunun tüketim hayvanı haline geldiğini acı bir tebessüm ile izliyorum. Artık ne değer var,

Hindistan’ın en güzel eyaletlerinden birisidir ( Punjab ). Gerçi bu ülkenin neresi güzel değildir ki, her bir taşında yaşanmışlık, her bir adımında aşk vardır. İşte bunlardan bir tanesi de Punjab’tır. Punjab farsçadan türemiş bir kelimedir, Panj ( beş ) ab ( sular ) demektir ve eyaletin içinden geçen beş nehri

Hani yürürsün, Yine de, gördüğün ışık aynı yerinde durur ya, öylece uzakta. Hiç yaklaşamazsın, Yine de, yürümeye devam edersin ya, bitmeden, yorulmadan. Ateş basar içini, yanarsın, kavrulursun, Yine de, bir damla su için bile savaşırsın ya, umutla, bıkmadan. Gittiğin yol, yol değil derler, Yine de, silahını kuşanır, atını dört nala

Aslında bu yazımı Dünya Kadınlar gününde çıkartmak istemiştim ama, maalesef yetişmedi. Ancak daha sonra Kadının değeri ve hakları konusunda yazı yazmanın zamanını düşünmek çok anlamsız geldi. Tıpkı materyalleşmiş Anneler günü, Babalar günü gibi, sanki bu insanları sadece bir gün hatırlamamız gerekiyormuş hissi yarattılar içimizde. Oysa bu değerli insanları her gün her

Lanus sokaklarıydı aydınlanan bir 30 ekim sabahında, takvimler 960 yılını gösteriyordu’ki, mahallenin metruk pembe binasından yükseliyordu yeni doğan bir bebeğin sesi. Habersizdi bugünün çocukları hayallerimizi süsleyen bu bebekten. Uzaklardan, taa uzaklardan, Buenos Aires denen yerden doğan ışıktı senin, benim, koca bir neslin içini ısıtan. Seninle ilk tanışmamız bana yasaklı çekmecesiydi

Beraber yürüdüğümüz yollar vardı hatırlar mısın? Dertleştiğimiz, sırt sırta verdiğimiz o karanlık anlar vardı hayatımızda. Bazen kalabalığın içinde yalnızken, gözlerimiz kesişirdi seninle, anlardık söylemek istediklerimizi tek bakışta. Hayat ikimize de acımamıştı; vurmuştu rüzgar ayrı pencereden kaderimize, aynı açıdan… Her ne kadar farklıyız desek de yaralıydı gönüllerimiz, birdi içimize dolan hüzün. Sen deliliğe vurmuştun, bense melankolinin dibine. Herkes susarken, biz,

Heybemde biriken yıllarıma değildi kızgınlığım. Başka, çok başka bir şeydi geçen yılların verdiği bu hüzün. Karlı yollarda yağmurla kaybolan izlerim gibi silinmişti birçok şey zihnimden. Ama unutulmayan şeyler de vardı elbet. Sen gibi, ben gibi, dört tarafa savrulmuş yapraklar gibi… Geceleri mürekkebe batmış kalemimdi geçmişi hatırlayan… Ben değildim, düşüncelerim değildi

Öncelikle narsizm ne demek onu öğrenelim. Türk Dil Kurumu’na göre, kişinin kendi bedensel ve ruhsal benliğine karşı duyduğu hayranlık ve bağlılık. Benim tabirimle; kendini aşırı derecede beğenmek, sevmek demektir aslında. Etrafıma baktığımda, bizim ülkemizdeki sayıları hiç yadsınamayacak kadar fazla, kendini üstün gören, akıllı zanneden… Farklı sebepleri vardı elbet hepsinin ama ortak

Ahmet Sever neleri görememiş? “Yaşadım, gördüm, yazdım.’’ İşte böyle başlıyor Ahmet Sever “Abdullah Gül’’ ile 12 Yıl’’ kitabına. Son günlerin moda kitabında, tam da yeni genel seçim sonrası, koalisyon tartışmaları eşiğinde. İktidarı, muhalefeti ile herkesin okumaya hevesli olduğu kitap. 12 yıllık danışmanlığı esnasında yaşadığı ve hissettiklerini bizlere ulaştırmaya çalışan Sever;